1. Ayyıldız Tim forumu Hariç Hiç Bir şekilde Rütbeli Oldugunu İddaa edenlere inanmayınız..⠀ Ayyıldız Tim Adına Sizden Bilgi Belge TC Kimlik Vb Evrak İsteyenlere Asla Bilgilerinizi Vermeyiniz.

Ateistler Hakkında Bilinen 10 Yanlış Bilgi

'Farklı Dinler' forumunda NefsiTurk tarafından 6 Mart 2018 tarihinde açılan konu

  1. NefsiTurk Guest

    • Guest
    Katılım:
    7 Nisan 2017
    Mesaj:
    4
    Alınan Beğeniler:
    3

    Özel Mesaj
    Merhablar devrelerim ve üstlerim burda kesin bilmiyorusunuz diye bir şey sadece GENELLEME yapılarak söylenmişstir

    Varan 1
    Ateistler Dini metinleri ve kitapları okumamıştır...?
    Bu en yaygın olan yanlış bilgidir ama tabikide burda hepsine demiyorum... Kur'an, İncil ve Tevrat gibi 'kutsal metinler'i okumadıkları için ateist oldukları yönündedir. Oysa kutsal metinleri okuyup dindar olan insanlar ile kutsal metinleri okumalarına rağmen ateist olan insanların oranları aşağı yukarı aynıdır.

    UYARI:ABD'de 2010'da yapılan bir araştırmada ise ateistlerin kutsal metinler hakkında inançlı insanlardan daha fazla bilgi sahibi oldukları ortaya çıktı.

    Varan 2
    Ateistler Ahlaksızdır...
    Ahlaklı olmak için bir dine mensub olmaya gerek yoktur hırsızlığın, tecavüzün yanlış olduğunu anlamak için bir tanrıya veya inanç sistemine değil sağduyu, eğitim ve bilinçlenmeye ihtiyaç vardır bunun dinle alakası yok dine inanıp ahlaksız olan insanlar da vardır

    Varan 3
    Atesitler Şiddete Eğilimlidir
    Neden böyle düşünüyoruz... kaynak aldığım sayfa bu sebepten dolayı diyor[​IMG]

    Evet :) tam olarak bu fotodan dolayı bilmiyorum doğru sankı

    Varan 4
    Ateistler Çocuklarını Ateist Yetiştiriyor
    Tam tersi Ateistler ``İnanç Özgürlüğü`` ilkesini benimsediği için çocuklarını kendi dinlerini seçmekte özgür bırakıyorlar

    Varan 5
    Atesitler Şeytana Tapar!!!
    Hayır...Hayır...Hayır Atesitler şeytanın varlığına inanmıyor ki tapsın ...

    Varan 6
    Ateistler Acımasız ve Vicdansızdır
    Gaddar :( Zalim :( ...Ateistler genellikle hümanist ve özgürlükçüdür. Hümanist birinin ise vicdansız veya acımasız olması kabul edilemez.

    Varan 7
    Ateistler Çevreye ve doğaya saygısızdır
    Yaradılanı severiz yaradandan ötürü... Onlarda olanı sever olduğundan ötürü ...bu yanılgı bu kainatı Allah yarattı ve inanmayanlar biz böyle düşündüğümüzden dolayı Allahın yarattığı şeyleri sevmiyor ...eğer böyle düşünüyorsanız büyük bir yanlış yapıyosunuz

    Varan 8
    Ateistleri Hepsi Koministtir
    Evet çoğu öyle ama diğerlerini de düşünerek Hepsi kelimesini kullanmak uygun değil

    Varan 9
    Ateistler Din Düşmanı
    ``Ìnanç Özgürlüğünü benimseyen biri bunu yapmaz

    Varan 10
    Atesitlerin Kutsal Değerleri Yoktur
    Din Çerçevesinden bu doğru sayılabilir ama Ateistlerinde kutsallık derecesindeki bazı kavramları vardır Hümanizm, sağduyu, adalet, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü bunlardan sadece birkaçı...

    Umarım Ateizm ile ilgili yanlış bildğiniz şeyleri düzeltebilmişimdir

    Buyrun buda KAYNAK
    http://trend.mynet.com/ateistler-hakkinda-dogru-sanilan-10-yanlis-genelleme-1038798
     
    DFYcomingsoon bunu beğendi.
  2. NefsiTurk Guest

    • Guest
    Katılım:
    7 Nisan 2017
    Mesaj:
    4
    Alınan Beğeniler:
    3

    Özel Mesaj
    HOOOP...size önemli bir bilgi daha vereyim Charles Darwin ATEİST DEĞİL AGNOSTİ İDİ buda benden olsun
     
    kirdarsamet bunu beğendi.
  3. grasshopper Guest

    • Guest
    Katılım:
    29 Aralık 2016
    Mesaj:
    3
    Alınan Beğeniler:
    6

    Özel Mesaj
    Soru 1. İmkân Delili: İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit olasılıkta sahip olmasıdır. Ancak bir şeyin olma olasılığından bahsediyorsanız olasılıklar evreninin o şeyi kapsadığından da bahsedersiniz. Yani Tanrının üstünde bir kurallar evreni vardır ve olma ya da olmama kuralı Tanrıyı da kapsıyor demektir.

    Cevap 1:
    Burada esas mesele, Allah’ın tarifinde yatmaktadır. Biz Allah dediğimiz zaman neyi ifade ettiğimizi ortaya koymamız gerekir. Daha doğrusu Allah kendisini bize nasıl tanıtıyor ve tarif ediyor, ona bakmalıyız. Her şeyin bir tarifi olduğu gibi, elbette Allah’ın da bir tarifi olmalıdır. Yoksa herkes kendi âlemine göre bir ilah modeli ortaya koyar. O zaman insanlar sayısında ilah anlayışı ortaya çıkar.

    İhlas suresinde Cenab-ı Hak, kendisini şöyle tanıyor:

    Allah birdir. Hiçbir şeye muhtaç değildir, herşey O’na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğrulmamıştır. Her şeyi o yaratmıştır. Yarattığı hiçbir varlık O’na benzer ve denk olmamıştır.

    Demek ki, yaratılmış olarak ne hayal edilse o İlah olamaz, yaratık olur. Allah’ın bütün isim ve sıfatları sonsuzdur. Sonsuzu hiçbir şey ihata edip sınırlayamaz. Sınırladığı farz edilirse, o sınırlanan sonsuz olamaz. O bakımdan Allah kâinatta sonsuz hüküm sahibidir. O’nun için az, çok, büyük, küçük farkı yoktur.

    O’nun hükmü irade ve emir iledir. Mesela bir komutan bir askeri “yürü” emriyle hareket ettirdiği gibi, aynı emirle bir milyon askeri de hareket ettirir. O emir için az-çok fark etmez, hepsi birdir.

    İki kefeli çok hassas ve çok büyük cisimleri de tartabilen bir terazi farzediniz. Bir kefesine bir oksijen atomu, diğerine de bir oksijen atomu koyduğunuz zaman bu terazi dengededir. Bir gözüne bir oksijen daha ilave etseniz, terazinin dengesi bozulur.

    Yine aynı terazinin bir gözüne bir güneş, diğerine de bir güneş koysanız terazi yine dengededir. Bir gözüne bir oksijen atomu ilave etseniz denge bozulur, terazinin bir gözü yere iner, diğeri göğe kalkar. Burada dengeyi bozan bir oksijen atomudur, tartılan şeyin büyüklüğü ve küçüklüğü önemli değildir.

    İşte o terazinin bir gözü yokluk âlemini, diğeri de varlık âlemini temsil etmektedir. Allah’ın dışında bütün varlıkların olması da olmaması da mümkündür.

    Cenab-ı Hak bir şeyi yaratmayı irade ettiği zaman sadece ona “ol” der ve o zaman terzinin yoklu gözü havaya kalkar, varlık gözü aşağıya iner. Yaratılacak şey ister bir oksijen atomu olsun, isterse bir güneş, isterse sonsuz kâinat olsun, aynı irade ve emirle yaratılacak olan şey, yokluk âleminden varlık âlemine çıkar.

    Allah için bir atomu yaratmakla sonsuz kâinatı yaratmak arasında fark yoktur. Aynı şekilde görme de böyledir, işitme de. Yani, bir atomun sesini nasıl işitiyorsa, kâinattaki sonsuz varlıkların sesini de öyle işitir ve bir atomu nasıl görüyorsa sonsuz varlıkları da öyle görür.

    Soru 2. Değişme delili: Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. Ancak bunu zamana uyarlayamazsınız. Zamanın 0 olduğu noktadan bahsederseniz ondan öncesinden bahsedemezsiniz. Zamandan öncesi olmayacağına göre hiçbir şey sonradan yaratılamaz.

    Cevap 2:
    Burada mümkün varlıklarla vacibü’l-vücut olan Allah’ın varlığı karıştırılıyor. Varlıklar her an değişmekte, gelişip farklılaşmaktadır. Zaman da, mekan da her şey sonradan yaratılmıştır. Onlara ezeliyet isnat edilemez. Ezeli ve ebedi olan ancak Allah’tır.

    Soru 3. Sanat: Kainatta görülen bir sanat eseri yok. Kainatta düzensizlik, başıboşluk hakimdir. Meteorlar başıboş dolaşır, ıssız yaşamsız gezegenler uzayda devinir, karadelikler önüne çıkanı yutar. Ayrıca uzayda korkunç radyasyonlar, aşırı ısılar, soğukluklar mevcuttur.

    Cevap 3:
    Uzay hakkında bilinenler devede kulak bile değildir. Bir şeyin önünü sonunu bilmeden nasıl onun sanatsız ve gelişigüzel olduğunu iddia edebilirsin? Bu sizin cahilliğinizin delilidir.

    Sen kendine baksana. Kulakların ve gözün mü düzensiz? Yoksa ağzın ve kalbin mi gereksiz? O aza ve duyguların yerini ve şeklini değiştirerek kendine bir bak. Ağzın tepende, gözün elini içinde, kulağın fare kulağı gibi, ayakların yerinde ellerin bulunsaydı, başın kuş başı gibi olsaydı, o zaman anlardın senin vücudunun sanatlı ve hikmetli olup olmadığını.

    Soru 4. Devrin ve silsilenin imkansızlığı: Yumurta-Tavuk örneğinde olduğu gibi zincirin ilk halkasına gitmek imkansızdır. Tüm canlılar zamanın tüm süreçlerinde bir ana-babadan doğmuşlardır. Topraktan ana-babası olmadan çıkan hiçbir canlı olmamıştır. Bu da canlıların zaman içinde şekil değiştirip evrildiğini açıklar. Canlıların bu çeşitliliği için tanrıya ihtiyaç yoktur.

    Cevap 4:
    Hem silsile halinde zincirin ilk halkasına gitmenim imkansızlığını ileri sürüyorsunuz ve hem de canlıların silsile halinde birbirinden meydana geldiğini iddia ediyorsunuz. Canlılar nasıl ortaya çıkmış olursa olsun, mutlaka bir yaratıcıya ihtiyaç vardır.

    Bir yaratıcının geçmişte canlıları nasıl yarattığını anlamak isteyen bir kimse eğer bu düşüncesinde samimi ise, şu an kendisinin bir hücreden nasıl yaratıldığına bakması kafidir. Gerekli cevabını orada bulacaktır.

    Şu an bütün canlı çeşitleri, yani bitkiler, hayvanlar ve insanlar bir hücreden yaratılmaktadır. Bugün seni bir hücreden bu hale getirip, başına akıl, yüzüne göz takan ve o göze görme sistemlerini yerleştiren, kan damarlarını vücudun en ince yerine kadar çeken ve içinde kanı dolaştıran kim ise, başlangıçta tek hücreyi ve ondandan ilk insanı yaratan odur. O tek hücreler ister topraktan, ister yapraktan, isterse nurdan yaratılmış olsun fark etmez. Bir eser varsa mutlaka onun bir ustası olacaktır. Özellikle böyle son derece mükemmel yapılmış ve yaratılmış olan canlıların her an hayatiyetlerini devam ettiren sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcının varlığı, güneşin varlığı kadar açık ve kesindir.

    Güneşi görmek istemeyen gözünü kapar, kendisine gündüzü gece yapar. Ama o güneşin varlığına ve görünmesine mani olamaz. Güneşin yokluğuna da kimseyi inandıramaz.

    Soru 5. Hikmet ve amaç delili: Her varlığın bir amacı ve faydası yoktur. Her yer israfla doludur. Örneğin insanoğlunun DNA’sının büyük kısmı kullanılmaz. Bomboş durur. Koca kainatta koca gezegenlerde insan için hiçbir şey yoktur. İnsanoğlu onları göremez bile.

    Cevap 5:
    Bu soru, soranın bu konuda tam cahil olduğunu gösteriyor. Malum iki türlü cahil vardır. Birisi bir meseleyi bilmez. Ama bilmediğini bilir ve ona göre fikir beyan eder. Böyle bir kimseye bilmediği o konuyu anlatırsınız, anlayışı ve kavrayışı nisbetinde faydalanır ve o konu hakkında az-çok bir bilgi sahibi olur. Birisi de bir meseleyi bilmez, fakat bildiğini zanneder. İşte bu kişi ile anlaşmak ve bir noktada buluşmak mümkün değildir.

    İşte yukarıdaki soruyu soran da konuyu bilmiyor, fakat onu çok iyi bildiğini zannediyor. Böyle kimseler kara cahil denir.

    1960-1970 yıllarda böyle cahillerin bir grubu vardı. Onlar; “gözümün görmediğine inanmam” derdi. 1970’li yıllardan sonra televizyon ve radyo dalgalarının varlığı ve o dalgalara yüklenen bilgi ve görüntülerin çıplak gözle görülmediği halde televizyon ekranlarında görülmesinden sonra o tip cahilliklerin kalmadığını zannediyorduk. Demek ki, halen o tip, kendini bilmiş kabul eden cahiller piyasada varmış.

    DNA hakkında geçmişe göre biraz bilgimiz var. Ama o da çok az. O DNA yapısında keşfedilmeyi bekleyen pek çok yapı, düzen ve sır var. Yakın gelecekte bu bilgilerin pek çoğu anlaşılacak ve insana yeni ufuklar açacaktır.

    Siz bakmayın şimdi bu şekilde ortalıkta gezip de DNA’daki bilgileri lüzumsuz görenlere. Asıl onlar kendileri bu âlemde lüzumsuz ve gereksizdirler.

    Yirmi sene öncesi bu zihniyetteki insanlara DNA’nın görevini sorsaydınız yine aynı cevabı alırdınız. Yani, pek çok alanı boş ve gereksiz göreceklerdi. Halbuki, son 20 sene içerisinde DNA hakkında öyle bilgiler elde dildi ki, suçluların tayini, çocuğun anne ve babasının teşhisi, bir takım genetik hastalıkların tayin ve tespiti, tüp bebek ve kopyalama hadiseleri, doku ve organ nakillerindeki uyumsuzlukların giderilmesi, bitki ve hayvanlar âleminde bir takım genetik ve ıslah çalışmaları hep bu DNA yapısının biraz daha iyi anlaşılmasıyla mümkün olmuştur.

    Bütün ileri dünya ülkeleri aya, venüse, diğer gezegen ve yıldızlara gitmek için akıl almaz paralar sarfediyorlar. Hele DNA’nın yapısını anlamak için dünyada binlerce proje yürütülüyor, hesapsız paralar harcanıyor.

    Bu ahmaklar uzayda bir şey yok, DNA boş ve gereksiz yapıda araştırmaya değmez diyorlar. Güya bu iddia ile Allah’ın bulunmadığını ileri sürüyorlar. Onlar bu dinsiz iddialarında da samimi değillerdir. Çünkü dinsiz bir kimse bu kadar saçma sapan şeylere nazara vererek maskara olmak istemez. Onların gayesi ve maksadı, Allah’ın varlığını ispatlayan delillere ulaşarak Allah’a inanma gibi masum bir niyet asla değildir.

    Bunlar sadece dinsiz cahiller değil, aynı zamanda vatan hainidirler. Bir kimse, Allah’ı inkar etmek adına bu kadar bilime, tekniğe ve fenne düşman olamaz. Öyle anlaşılıyor ki bunların gayeleri gençlerin zihnini bulandırmak, onların çalışmalarına ve araştırma yaparak yeni buluşlara imza atmalarına mani olmaktır. Bunlara beşinci kol kuvvet deniyor. Onların görevi, güya bilim adı altında, bir milletin gençliğini sefahate, eğlenceye yöneltmek, gelecek ve ahiretin varlığı hakkında onları şüpheye düşürüp ümitsizlendirmek ve dinsiz yaparak, Afrika ülkeleri gibi sömürmektir.

    Her şeyin amaçsız ve lüzumsuz olduğunu iddia eden o kimselere siz de şu soruları sorun:

    Onun kalbi mi, yoksa o kalbin her an çalışması mı lüzumsuzdur? Kan damarları mı gereksiz yapılmıştır? Akciğerlere ihtiyacı yok mudur? Böbrekleri mi geereksizdir. Dili mi fazladan yaratılmıştır? 300 den fazla görevinin olduğu bilinen karaciğer mi faydasız ve gereksizdir? Ellerinin ve ayaklarının görevi yok mudur? Gözleri mi lüzumsuzdur? Bu organlara ihtiyacı olan o kadar çok insan var ki, lüzumsuz ve faydasız gördüğü bu organları niye başkalarına vermiyor?

    Bir insan bu kadar cahil olamaz. Bu olsa olsa beşinci kuvvet adına bir saçmalama ve hezeyandır.

    Soru 6. Yardımlaşma delili: Var olan her şey diğer varlık için fayda sağlar (!) Çakallar gerekirse kendi yavrularını yer, mürekkep balıkları kendi türdeşlerini yer, şebekler kendi yavrularını bazen ölüme terk ederek ölüm meleğine yardım ederler.

    Cevap 6:
    Kâinatta her şey birbirine yardım eder. Bitkiler hayvanların imdadına, hayvanlar insanların yardımına koşturulmaktadır. Cansız âlem de canlıların imdadına gönderilmektedir. Hava, su ve toprak hem bitkilere, hem hayvanlara ve hem de insanlara göre ayarlanmış ve tanzim edilmiştir. Gökteki güneş yaprağa göre şekillenmiş, hayvanların ve insanların gözleri de bu güneşe göre yaratılmıştır. Bitkilerin, hayvanların ve insanların solunum sistemleri, çevrede bulunan havaya göre planlanıp canlıların bünyesine yerleştirilmiştir.

    Kâinatta acımasızlık olarak görülen bazı canlıların diğerlerine besin ve rızık olması, hem kâinattaki ekolojik denge için ve hem de yaşanabilir bir dünya için gereklidir. Yoksa bir takım canlılar yeryüzünü tamamen işgal edecek, diğer varlıkların barınmasına imkan tanımayacaktı.

    Kısaca söylemek gerekirse, kâinatta son derece planlı ve programlı bir hayat tesis edilmiş ve varlıklar arasında karşılıklı faydalanmaya dayalı ve denge kurulmuştur.

    Soru 7. İnsandaki takdir, teşekkür ve beğenme özelliği: İnsanın genlerine işlenmiş bu özellik toplu yaşamanın vermiş olduğu bir özelliktir. Allah’a inanmayan ilkel kabileler bile yardımlaşarak belaları defederler. Yardımlaşma ve sosyal zekaları düşük olan Neanderthal insanı gibi türler sırf böyle bir şeyi yapamadıkları için yok olmuştur.

    Cevap 7:
    İnsanın takdir ve beğenme özelliği, ister genlerine işlenmiş olsun, isterse kromozomlarına işlensin. Demek ki, bu karakterleri, his ve duyguları yaratan ve onları belirli yerlere yerleştiren bir yaratıcı vardır. Varlıkların ve özellikle insanları dünyaya gönderilmesi ve dünyada gitmesi, kendi irade ve iktidarında değildir. Her şey Cenab-ı Hakk’ın elindedir. O, bir şeyi var etmek istediğinde de yok etmek istediğinde de bir takım sebepleri yaratır ve o canlı grubuna layık olduğu şekli verir.

    Neanderthal insanı başlangıçta yoktu ki, dünyadan kalkmış olsun. Kemik hastalığından dolayı beli eğilmiş bir iskeleti Neanderthal adamı olarak adlandırdılar hepsi o kadar.

    Soru 8. Tarih: İnsanlık tarihinde son zamanlarında din mefhumu olmuştur.İnsanlık tarihinin ancak üçte biri bildiğimiz tarihtir. Kalan üçte ikilik tarihte dinin var olduğuna dair kanıtlar yoktur.

    Cevap 8:
    Bilmediğin insanlık tarihinin dinsiz olduğunu neye göre hükmediyorsun? Senin dinsiz olman, geçmişteki insanların da dinsiz olduğunu mu ortaya koyuyor?

    İlk insan Hz. Âdem babamızdır ve aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlık tarihini incelediğin zaman bunu göreceksin.

    Günümüzdeki insan ne ise, dünkü insan da aynı his ve duygulara sahipti. İlk insanlarda da ebedi yaşama arzusu vardı. Kısacık bu dünya hayatı onların bu ebedî yaşama arzu ve isteklerini tatmin etmiyordu. Onlar da öldükten sonra yok olmanın getirdiği sıkıntı ve ızdırap içerisinde idiler. İşte onlara ahiretin ve Allah’ın varlığını, insanın bu dünyaya imtihan için gönderildiğini, hak ve hukuka riayet edilmesi gerektiğini, herkesin öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceğini, Allah’a inanan ve O’nun emirlerine uyanların ebedî cennette, inanmayanların da ebedî cehennemde kalacağını anlatan peygamberler gelmiştir.

    Soru 9: Kuran: Kuran bilim dışıdır ve çelişkilerle dolu ilkel bir kitaptır.

    Cevap 9:
    Sen halt etmişsin. Kur’an’ın bir harfini dahi bilmezsin. O cahilliğine bakmayıp, Kur’an hakkında hezeyan savuruyorsun. Bu sözlerin seni cehennemin dibine yuvarlıyor. İnkarcılar için yaşasın Cehennem.

    Soru 10. Peygamberler: Peygamberlerin sadece Arap yarımadasında ortaya çıkması kuşkuludur. En eski yazılı tarihe sahip olan Çin'de, Hindistan'da peygamberlerden bahsedilmez bile. Onların tarihinde ne Adem-Havva vardır, ne de diğer hikayeler. Eğer peygamberler doğru olsaydı ve milletlere gönderilmiş olsaydı Avustralya yerlilerinde dahi bazı Arap yarımadası hikayelerinden parçalar olmalıydı ki Arap yarımadası dışındaki hiçbir bölgede benzer hikayelere rastlanmaz.

    Cevap 10:
    Anlaşılan sen alemi kendi esasız iddialarına inandıracağını zannediyorsun. Sen bunları hem bilmiyorsun ve hem de kendini bilir zannediyorsun. Ya da “Ne kadar genci şüpheye düşürürsem o kardır” diyorsun.

    İlkel kabileler ve Afrika yerlileri ve diğer bölgelerdeki insanlar üzerinde yapılan araştırmalara bir göz gezdirsen, hepsinde de, peygamberlerin işaret ettiği pek çok ortak değerin varlığına temas edildiğini göreceksin.
     
  4. NefsiTurk Guest

    • Guest
    Katılım:
    7 Nisan 2017
    Mesaj:
    4
    Alınan Beğeniler:
    3

    Özel Mesaj
    Devrem konumu değerli bilgilerle süslediğin için teşekkür ederim <3
     
    grasshopper bunu beğendi.
  5. NefsiTurk Guest

    • Guest
    Katılım:
    7 Nisan 2017
    Mesaj:
    4
    Alınan Beğeniler:
    3

    Özel Mesaj
    Yinede konuyla alakalı şeyler paylaşırsan sevinirm
     
  6. grasshopper Guest

    • Guest
    Katılım:
    29 Aralık 2016
    Mesaj:
    3
    Alınan Beğeniler:
    6

    Özel Mesaj
    bende teşekkür ederim devrem <3
     
  7. grasshopper Guest

    • Guest
    Katılım:
    29 Aralık 2016
    Mesaj:
    3
    Alınan Beğeniler:
    6

    Özel Mesaj
    Deistler ve deizm nedir? Yaratıcının kurallar koyduğunu söylemek basit bir düşünce değil midir?

    Deizm, Yaratanın varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul etmekle birlikte, akla dayalı bir tabii din anlayışı çerçevesinde peygamberliği, ahireti şüphe ile karşılayan veya inkâr eden felsefî ekolün adıdır. Bu düşünceye sahip olanlara da deist denilmektedir.

    Soruda geçen konunun anlaşılması için ciddi bir altyapıya ihtiyaç vardır. Bu sebeple konuyu kısa birkaç satırda özetlemek gibi bir imkânımız yoktur. Çünkü, bu konunun anlaşılması, Allah’ı bütün isim ve sıfatları ile tanımak, bu sıfatların neyi gerekli gördüklerini kavramak, ölümden sonraki hayatın varlığına inanmakla mümkündür. Burada birkaç noktaya işaret etmekle yetineceğiz.

    Şimdi birkaç noktaya şöyle işaret edebiliriz:

    Her konunun kendine has bir uzmanlık alanı vardır. Uzaktan bakmakla bazen bir yıldız, bir yıldız böceği görülebilir. Konuyu yakından bilmeyen kimselerin bir matematik, kimya, fizik formülünü saçma olarak görmesi normaldir. Semavî dinlerin hikmetlerini yakından bilmeyenlerin de bunların saçma olarak değerlendirmeleri kaçınılmazdır.

    Bizzat gözümüzün önünde cereyan eden insanların yaratılması, mevsimlerin değişmesi, gece-gündüzün nöbetleşe yer değiştirmeleri, çekirdeklerin meyve veren ağaçlar olması, bir tane mısırdan bin tane alan mısır başaklarının bitirilmesi gibi binlerce olaylar -birer realite olarak- ortadadır. Bu olayların nasıl meydana geldiğini bilimsel olarak anlayıp kavrayan kaç insan vardır. Özellikle üç yüz yıl önce bunların mahiyetini bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Şu var ki, bu olayların, bu gerçeklerin çoğu insanlar tarafından bilinmemesi, bunların gerçekliğine zerre kadar tesir etmemiş ve bu gerçekler yollarına devam etmişlerdir. Dinî konuların bazı kimseler tarafından anlaşılamaması, akıl erdirilememesi, bu gerçeklerin durumunu değiştirmez.

    Her devletin, her saltanatın, her sultanın yurttaşlarını -devlete itaat eden ve isyan edenler- diye ikiye ayırması, adalet ve merhametin bir gereği ve sosyolojik bir zorunluluktur. Çünkü, itaakâr vatandaşlar ile isyankâr vatandaşları aynı kefeye koymak büyük haksızlıktır. İnsanları öldüren bir seri katil ile, öksüzleri, yoksulları doyuran, huzurevleri inşa eden vatansever bir hayır sahibini aynı kefede değerlendirmek ne adalete, ne insanlığa, ne de büyüklüğe sığacak bir tarafı vardır. Din olmazsa, iyi ile kötü insanı birbirinden kim ayıracak? Ahiret hayatı olmazsa, zalime kim ceza verecek, mazlumun hakkını kim alacak?

    Her padişahın, her sultanın, her hükümdarın kendine itaat eden, nimetlerine karşı teşekkür eden raiyelerini mükâfatlandırması, memurlarına maaş vermesi, yurttaşlarını himaye etmesi, bunun aksine davranışlarda bulunan canileri, katilleri, zalimleri, hırsızları cezalandırması, onları hapse atması, toplumda anarşinin olmaması, otoritenin sağlanması için elbette çok gereklidir. Mevcut otoritenin masumları himaye etmesi onun şefkat ve merhametinin bir gereği olduğu gibi, zalimleri cezalandırması da bu otoritenin izzet ve haysiyetinin korunmasının gereğidir.

    Ezelî sultan, ebedî padişah olan yüce Allah’ın sonsuz merhametini göstermek için mahluklarına bin bir çeşit nimet verdiği gibi, otoritesinin haysiyetini muhafaza etmek için de edepsizlere hakkettiği cezayı vermesi de o kadar önemlidir. Hz. Adem (as)’den beri genel prensip olarak kendisine itaat eden peygamberleri ve onlara iman edenleri koruyup kollayan, onların davalarını üstün kılan, kendisine itaat etmeyen inkârcı nankörleri helak eden Allah’ın bu prensibinin varlığı, dinlerin bir vaka olarak var olduklarını göstermektedir.

    Eğer ölüm zalim ile mazlumu eşitliyorsa, katil ile maktulü aynı akıbete yolluyorsa, her ikisi de ölmekle ebedi olarak yok oluyorlarsa, hiçliğe gidiyorlarsa, o zaman dünyada numunelerini dünyada gözle gördüğümüz Allah’ın sonsuz adaletini, merhametini bile bile inkâr etmek gerekir.

    Adalet, dengelerin gözetilmesi manasına gelir. Gökleri ve yeri, atomları ve molekülleri, yıldızları ve sistemleri ve galaksileri harika bir düzen ve denge üzerine kurmakla sonsuz adaletini gösteren Allah’ın, öbür dünya hayatını yaratmayıp, zalim ile mazlumu aynı kefeye koyması mümkün müdür? Elbette her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi, ölüm gecesinin de bir mahşer sabahı ve kıyamet kışının da bir haşir baharı olacaktır. Bu da hak dinlerin doğruluğunun en açık kanıtıdır.

    Diğer taraftan, kainatın yaratıldıktan sonra kurulmuş bir saat gibi çalıştığını iddia etmek de yersizdir.

    Güneşin ışıklarını gösteren bir ayna bu ışıkları sürekli göstermesi için her an güneşin ışığına, ısısına ve renklerine muhtaçtır. Güneş ışıklarını keser kesmez aynanın kendisi karanlığa gömülecektir. Bunun gibi Allah, bizde ve kainatta tecelli eden isimlerini çekse kainat yok olacaktır. Bu nedenle her şey her anında Ona muhtaçtır.

    Buna bilimsel bir örnek olarak kendimizi verebiliriz:

    Vücudumuz, bir ilaç gibi bir defa yapılan ve sonra öylece bırakılan bir şey değil, daima yenilenen bir terkiptir. Bir sene boyunca bağırsaklarımızda ölen ortalama toplam hücre ağırlığı 90 kg’dır. Ölen deri hücrelerimizin ağırlığı ise 45 kg’dır. Her gün vücudumuzda 200 milyar alyuvar ölür ve saniyede 10.000 alyuvar yaratılır. Vücudumuz altı ayda bir tamamen yenilenen harika bir terkiptir. İnsandaki bu muazzam derecedeki faaliyetin bir salise bile çekilmesi insan hayatının bitmesi için yeterlidir.

    Acaba Allah bu kainatı bir kere yapsın ve bütün işleri şuursuz, kör ve sağır sebeplere havale edip çekilmesi mi daha mantıklıdır.

    Yoksa bu kainatı sonsuz gücü ile yaratması ve her an tecelli edip kullarını duyması, görmesi ve cevap vermesi mi yaratılış maksadına daha uygundur. Zaten deizmin yaratılış gayesi konusunda bir fikri olmadığı da bilinmektedir. Örneğin, görmeyen, duymayan, aklı olmayan, bir kimseye bir bisikleti bisikletin bir milini bile yaptırmak bile mümkün değildir. Akıllı olan bir kimse, akılsız, kör ve sağır bir kimseye bu işi yaptırabilir mi?

    Aynen öyle de Külli bir Şuur sahibi olan Allah, kainattaki bu muazzam derecede cereyan eden düzeni, akılsız, şuursuz ve kör sebeplere havale eder mi?

    Bulutlar, denizler, yıldızlar, balıklar, arılar, ağaçlar, havadaki oksijen dengesi, karbon dengesi vücudumuzdaki bu muazzam sistem ve bunları meydana getiren atomlar, akılsız, kör ve sağır oldukları halde bu işi nasıl yapabilsinler?

    Kısacası, her şeyi her an yaratan, bilen, gören, varlılarına devam ettiren ve devam etmeleri için her türlü ihtiyaçlarını her an karşılayan bir Allah’ı kabul etmemek, bütün bunların akılsız, kör, sağır, merhamet duygusu olmayan sebepler yapıyor anlamına gelir ki; buna şeytan bile inanmaz.

    Ayrıca, Kur’an-ı Kerimin Allah kelamı olduğunu ispat eden binlerce delil deizm fikrini çürütür.

    Çünkü deizm dinleri kabul etmiyor. 40 yönle mucize olan Kur’an’ın, sadece bir yönü olan gaybdan haber vermesi ile ilgili 100’den fazla delil vardır. Bunların bir kısmını www.seyrangah.tv sitemizdeki Kur’an’ın gaybi haberleri başlığı altında izleyebilirsiniz.

    Örneğin, Kur’an, Lut gölünün dünyanın en alçak yeri olduğunu yaklaşık 1400 sene önce söylüyor ve bunu bilim dünyası son yüzyılda teknolojinin gelişmesiyle ancak keşfedebiliyor.

    Bunun gibi yüzlerce delil, deizm’i çürütür..

    Sonuç:

    İslâm'a göre alemdeki kanunilik, Allah'ın isterse değiştirebileceği "meşîet"inden ibaret olduğu için gerek mikro gerekse makro planda mutlak olarak Allah'ın yaratıcı gücüne bağımlıdır. Dolayısıyla Allah ile âlem arasındaki yaratan-yaratılan ilişkisi, deizmin bir defa olup bitmiş ve artık söz konusu edilmemesi gereken bir yaratan-yaratılan ilişkisi değildir.

    Allah'ı âlemden ve insandan uzaklaştıran yanlış bir aşkınlık anlayışına sahip deist iddianın aksine Allah "yerin ve göklerin nurudur" (Nür 24/35) ve İnsana "şah damarından daha yakındır". (Kaf 50/16)
     
    DFYcomingsoon bunu beğendi.
  8. JAGH3D Guest

    • Guest
    Katılım:
    5 Temmuz 2019
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0

    Özel Mesaj
    Konu açılalı baya olmuş'ta buralarda yeni olduğum için yeni görüyorum. Merak ettiğim ise şu "AyyıldızTim'de Müslüman olmak zorunlu mudur?" yada "Müslüman olmadığımız için bazı şeylerden mahrum kalırmıyız? mesela rütbemizin yükselmesi fln"
     
  9. LIONHEART61 Guest

    • Guest
    Katılım:
    29 Aralık 2019
    Mesaj:
    15
    Alınan Beğeniler:
    47

    Özel Mesaj
    Ateistler genellikle islamı kötülerler nedense diyer dinleri konu olarak kötülemezler sembollerle bütün dinlerin uydurma olduğunu düşünürler ve söylerler bazıları kendilerine ilah diyecek kadar ileri gider aciz varlıklar herkesin dini inancına saygım var şayet inancıma ve bu yolda çizgisini bozmayanlara laf edenelere tahammülüm yok.Allah katında tek din islamdır.Kuran apaçık bir delildir.Mucizeleri günümüzden kıyamete kadar görülmeye devam edecektir.Kutsal kitabımızı bir insan yazmamıştır bu mümkün değildir .Dinin sahibide allahtır.Rabbim güzel olmayı hoşgörülü davranmayı nasip etsin.Âmin
     
    DFYcomingsoon bunu beğendi.
    • Guest
    Katılım:
    9 Eylül 2020
    Mesaj:
    19
    Alınan Beğeniler:
    38

    Özel Mesaj
    13 yaşında hangi dinden bahsediyorsun. Müslüman olunca arkadaşlarının yanında ''COOL'' mu olamadın devrem ?!
     

Bu Sayfayı Paylaş