Mezhep Nedir, Kaça Ayrılır Ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

'Mezhepler' forumunda Executionere tarafından 7 Kasım 2016 tarihinde açılan konu

    Katılım:
    17 Temmuz 2016
    Mesaj:
    57
    Alınan Beğeniler:
    32
    Meslek:
    Lise

    Özel Mesaj
    [​IMG]
    Mezhep nedir?: Mezhebin kelime anlamı izlemek, gidilen yol, benimsenen görüş demektir. Dini anlamda ise müctehid bir islam aliminin kapalı veya kesin olmayan ayet ve hadisleri islama ters düşmeyecek şekilde yorumlaması ve çözüm getirmesi demektir. Başka bir ifadeyle, bir dinin farklı görüş ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biridir. Müctehid ise bir konu hakkında tüm delilleri inceleyerek hüküm çıkartan din adamlarına denir.




    Mezhepler nasıl ortaya çıkmıştır?
    Peygamberimizin vefatından sonra İslâm alemi genişledi. İran, Irak, Suriye gibi yerler fethedildi. Hz. Ömer (ra) Zeyd b. Sabit, Abdullah bin Ömer (ra) Medine’de kalırken, pek çok sahabi efendimiz de yeni fethedilen yerlere dağıldı.

    Mesela Abdullah bin Mesud (ra) Irak’a; Ebu Mûsa el-Eşari (ra), İmran bin Huseyn (ra) ve Enes Bin Malik (ra) Basra’ya; Ebu’d-Derda (ra), Muaz bin Cebel (ra), Muaz bin Cebel (ra) Muaviye (ra) Ubade bin Samit (ra) Şam’a gitti. Her Sahabi bulunduğu yerde fetva ve ilim öğretme işleri ile meşgul oldular.

    Sahabiler, kendilerine sorulan suallerde evvela, Kur’an’a müracaat ediyorlardı. Sualin cevabını Kur’an’da bulamadıklarında hadislere bakıyorlardı. Hadislerde de bulamazlarsa, Kur’an ve hadise dayanarak kendileri içtihad yapıyorlardı.

    Çünkü bu sahabiler aynı zamanda Resulullah (sav)’in yanında uzun süre kalmalarından dolayı, Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarabilme anlayışına sahiptiler. Yani müçtehit idiler.

    Bir yandan Müslümanların dini meselelerine çözüm bulan, fetva veren bu Sahabiler, diğer taraftan dini ilimler sahasında pek çok talebe yetiştirdiler. Böylece Peygamberimizin bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Sahabiler yoluyla kendilerinden sonraki nesil olan Tâbiin’e intikal etti.

    Sahabilerden ders alan ve kendilerine Tabiin denilen zatlar, çeşitli İslam merkezlerinde bulunuyorlardı. Mesela Medine’de Salim bin Abdullah bin Ömer, Zühri, Yahya bin Said, Mekke’de Atâ bin Rabah, Kûfe’de İbrahim en-Nehai, Basra’da Hasan el-Basri, Şam’da Mekhul bin Muslim el-Huzelî, Yemen’de Tavus bin Keysan (rahmetullahi aleyhim ecmain) bu zatlardan bir kaçı idi.

    Bu imamların her biri kendisinden ders aldığı sahabinin rivayet ettiği hadisleri ve çeşitli meselelerdeki fetvalarını derlediler, bir araya topladılar. Bunlar da kendilerine sorulan suallerin çoğunu evvela Kur’an’da, sonra da hadislerde ararlar, cevabını bulamadıkları meselelerde, kendi içtihatları ile verdiler.

    Tabiin imamları da Sahabiler gibi bir yandan Müslümanların suallerini cevaplandırırken, bir yandan da talebe yetiştirmekle meşgul oluyorlardı. Çevrelerinde halkalanan talebelere İslam ilimlerinden ders veriyorlardı. İslam hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ediyorlardı.

    Tabiinin yetiştirdiği bu talebelere “Tebe-i Tabiîn” denir ki, meşhur olanları şunlardır: İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, Leys Bin Sa’d, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Servi, Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim).

    Bu zatlardan bazıları, mesela İmam-ı Azam, her ne kadar birkaç sahabiyi görmüşse de ilmi hüviyet itibariyle Tebe-i Tabiinden sayılır.

    Tabiin alimleri Sahabilerin fetvalarını topladıkları gibi Tebe-i Tabiin alimleri de Tabiinin fetvalarını topladılar. Ayrıca kendileri de fetva verdiler. Yeni karşılaşılan meselelerde fikri çalışmalarda bulundular ve belli esaslar ortaya koydular.

    Tebe-i Tabiin devri, başta tefsir ve hadis olmak üzere bir çok ilmin tahsil edildiği münbit ve bereketli bir zamandı.

    Müçtehid derecesinde pek çok imam vardı. İşte fıkhi-ameli mezheplerin teşekkülü Tebe-i Tabiin zamanına rastlar. Gerek sahabilerin, gerekse Tabii’nin temel meselelerinin dışında kalan teferruatla ilgili meselelerde, Kur’an ve Sünnet ışığında yaptıkları içtihatlar neticesinde, aynı konuda farklı fetvalar ortaya çıktı.

    Müslümanlar, kendi bölgelerinde yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve onunla amel ediyordu. İşte bu tercih ve taraftarlık, zamanla yerini “gidilen yol” manasına gelen “Mezhepleri” ortaya çıkardı.

    Kaç çeşit mezhep vardır?
    • İtikadi Mezhepler: İmanla ilgili konulardaki görüşler
    • Ameli Mezhepler : İbadetle ilgili konulardaki görüşler
    İtikadi mezhepler
    İman esaslarını kabul etme konusunda bir çok görüş ve mezhep vardır. Bunlar iki gruba ayrılır
    • Hak Mezhepler veya ehl-i sünnet mezhepleri
    • Batıl Mezhepler veya ehl-i bit’at mezhepleri
    Ehl-i Sünnet ne demektir?
    Dini yorumlarda Hz. Peygamberin ve sahabelerin yolunu takip edip onu örnek alan, sahabe arasında ayrım yapmadan onları bütün olarak seven ve kabul eden mezhebin adıdır.

    Ehl-i bit’at ne demektir?
    Yorumlarını daha ziyade kendi görüş ve fikirlerine dayandıran, bazı sahabeleri sevgide aşırıya kaçan, bazılarına karşı da nefret duyan mezhebin adıdır.

    Batıl mezhepler (Ehl-i Bit’at Mezhepleri)
    Ehl-i bid‘at mezhepleri de ikiye ayrılır:
    • Küfre düşmeyenler,
    • Küfre düşenler.
    Küfre düşen bid‘at mezheplerinin temeli, İslam’ın ana esası olan âyet ve hadislerin görüşlerine uymayan, genellikle kişilerin kendi arzu ve hevesleri doğrultusunda uydurdukları iddialardır ki, bunların sayıları çoktur.

    Amelde Hak mezhepler
    Fıkıhtaki (ibadet ve amele dair olan konularda) ihtilaflar, akaitteki ihtilaflar gibi insanı bid‘at ve dalâlete götürmez.

    Amelde hak olan dört mezhep sırasıyla şunlardır:

    1. Hanefî mezhebi
    Mezhebin kurucusu İmam-ı A‘zam Ebû Hanîfe’dir (rh.). Hicri 80 (M. 699) yılında Kufe’de doğmuş, 150’de (M. 767) Bağdat’ta vefat etmiştir. Aslen varlıklı bir aileden gelen İmâm-ı A‘zam hazretleri, ilim öğrenme ve öğretmenin yanında ticaretle de meşgul olmuştur. Ticari hayatı, günlük meseleleri iyi bilmesine, ihtiyaçları yakından tanıyıp problemleri kolay ve isabetli çözmesine yardımcı olmuştur.

    İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.) ictihatlarında daima insanların ihtiyaçlarını, dinin inanç ve ameldeki maksadını, temel kriterleri dikkate alarak hareket etmiştir. Mezhebin en önemli özelliği, ayet ve hadislerin hükmü ile aklın yorumu arasında makul bir dengenin oluşudur. Dört ana şer‘î delilin yanında örf ve âdet gibi fer’î delilleri, kamu yararını daima göz önünde bulundurmuş, kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasını düstur (ilke) edinmiştir. Mezhep ekseriyetle Türkiye, Balkanlar, Türkistan, Hindistan, Pakistan’da yaygındır.

    2. Mâlikî mezhebi
    Mezhebin kurucusu İmam Malik’tir (rh.). Hicri 93 (M. 711) yılında Medine’de doğmuş, 179 (M. 795) yılında yine Medîne’de vefat etmiştir. Mezhebin en önemli özelliği, İmam Mâlik’in, o günün ilim merkezi durumunda olan Medine halkının uygulamasına büyük ehemmiyet vermesidir. Ona göre, Medinelilerin ameli, mütevatir sünnet (en kuvvetli sünnet) hükmündedir. Mezhep genellikle Mısır ve Kuzey Afrika’da yaygındır. İmam Mâlik, ehl-i hadis veya ehl-i Hicaz fıkhının temsilcisidir.

    3. Şâfiî mezhebi
    Mezhebin kurucusu İmam Şâfiî’dir. Hicri 150 tarihinde (M. 767) Filistin’in Gazze şehrinde doğmuş, 204’te (M. 819) de Mısır’da vefat etmiştir (rh.). İmam Mâlik’ten Hicaz fıkhını, Ebû Hanîfe’nin talebesi olan İmam Muhammed’den de Irak fıkhını öğrendi. Mezhebinin en önemli özelliği, âdeta Hanefî ile Mâlikî fıkhının terkibi/sentezi (birleşimi) niteliğinde olmasıdır. Şâfiî mezhebi genellikle Mısır, Suriye, Irak, Horasan’da yaygındır. Ayrıca Türkiye’nin Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde de epeyce mensubu bulunmaktadır.

    4. Hanbelî mezhebi
    Mezhebin kurucusu İmam Ahmed b. Hanbel’dir (rh.). Hicri 164’te (M. 780) Bağdat’da doğmuş, 204’te (855) de yine Bağdat’ta vefat etmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel ibadet ve muamelat konularında iki ayrı usûl benimsedi. Mezhep genellikle Hicaz, Filistin, Mısır gibi ülkelerde yaygındır.
     
    Katılım:
    2 Şubat 2017
    Mesaj:
    21
    Alınan Beğeniler:
    7

    Özel Mesaj
    Mezhep Nedir?

    Mezhebin kelime anlamı izlemek, gidilen yol, benimsenen görüş demektir. Dini anlamda ise müctehid bir İslam aliminin kapalı veya kesin olmayan ayet ve hadisleriİslam’a ters düşmeyecek şekilde yorumlaması ve çözüm getirmesi demektir. Başka bir ifadeyle, bir dinin farklı görüş ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biridir. Müctehid ise bir konu hakkında tüm delilleri inceleyerek hüküm çıkartan din adamlarına denir.

    Mezhepler Kaça Ayrılır?

    Birçok dinde mezhepler vardır. İslam dininde ise mezhepler Fıkhi ve İtikadi olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Genel olarak en çok duyduğumuz ve dört ana mezhep olarak bildiğimiz; hanefi, maliki, şafi ve hambeli mezhepleri fıkhi mezhep başlığı altında yer almaktadır.

    Fıkhi Mezhepler

    İslam dininde ibadet, evlilik, boşanma, ticaret , miras ve amel gibi konularda ortaya çıkan görüşlerin sistemleşmiş olduğu mezheplerdir. Buna göre sünnilerin dört büyük fıkhi mezhebi vardır.

    Hanefi Mezhebi

    İslam dininin sünni fıkıh mezheplerindendir. Kurucusu İmam-ı Azam diye de bilinen Ebu Hanife’dir. Hanefi mezhebi ilk olarak Irak’ta doğmuş, oradan batıya yayılmıştır. Abbasiler döneminde başlıca fıkıh mezhebi olmuştur. Abbasilerden sonra Hanefi mezhebinde bir gerileme olmuş ancak Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla birlikte yeniden canlanmaya başlamıştır.

    Günümüzde Türkiye, Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Ürdün, Hindistan, Bulgaristan, Yunanistan, Bosna Hersek ve Romanya Müslümanları genel olarak hanefidir. Hanefilik mezhebinde herhangi bir meselenin çözümü için önce Kuran ayetlerine bakılır. Ayette konuyla ilgili bir çözüm varsa o yola başvurulur. Eğer Kuran’da çözüm bulunamazsa bu kez sünnete başvurulur. Peygamber Efendimiz (SAV)’in davranışlarına sünnet denir.

    Maliki Mezhebi

    Kurucusu İmam Malik bin Enes Hazretleridir. İhtiyacı olan ilmin Medine’de olduğuna inanan İmam Malik hayatı boyunca bu kutsal Peygamber şehrinden ayrılmamıştır. Maliki mezhebi ilk olarak Hicaz halkı tarafından benimsenmiş, daha sonra hacca gidenler vasıtasıyla yayılmaya başlamıştır. Tamamen Hz. Muhammed (SAV)’in doğrultusunda ilerleyen ve bu yolda fetva veren İmam Malik, maliki mezhebinin oluşmasını sağlamıştır.

    Şafiî Mezhebi

    Kurucusu İmam-ı Şafiî Hazretleridir. Şafiî mezhebi ilk olarak Mısır’da doğmuş, daha sonra Irak, Suriye, Yemen ve Horasan’a yayılmıştır. Günümüzde Mısır, Suriye ve Irak’taki Müslümanların büyük kısmı şafiî mezhebindedir. İmam-ı Şafiî şer’i delillerden yola çıkarak hükümler vermiştir. Bu mezhebin getirdiği kurallara uyan kişilere ise şafiî denir.

    Hanbeli Mezhebi

    Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmet bin Hanbel Hazretleridir. Kuran ve hadislerin önde geldiği fıkhi mezheplerdendir. Eğer bir konuda Kuran ve sünnette kesin bir bilgi yoksa, buna en yakın olan yola başvurulur. Günümüzde Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan’da hanbeli mezhebine mensup Müslümanlar bulunmaktadır.

    İtikadi Mezhepler

    İtikad kelime anlamı olarak aksine ihtimal vermeyecek şekilde bir şeyi kabullenmek, gönülden bağlanmak demektir. İtikadi mezhepler ise iman ve inançla ilgili konuların sistemleştiği mezheplerdir.

    Ehl-i Sünnet Mezhebi

    Hz. Muhammed (SAV)’in yolundan giden ve o yoldan hiç sapmayanların mezhebidir. Kaynağı Kuran-ı Kerim ve sünnetlerdir. Ehl-i sünnet mezhebindekiler Kuran’da veya sünnette ne buyurulmuşsa ona inanır ve onu uygularlar. Ehl-i sünnet mezhebinin iki alt kolu vardır.

    • Mâtüridiyye Mezhebi: Kurucusu Semerkand köylerinden Mâtürid’de doğmuş olan Ebu Mansur Muhammed’dir. Genellikle hanefiler mâtüridi mezhebindedirler.
    • Eş’ariyye Mezhebi: Kurucusu Ebu’l Hasan Eş’âri Hazretleridir. Mâliki ve şafiîler genellikle eş’ariyye mezhebindedirler. Eş’ariyye ve mâtüridi mezhepleri arasında genel olarak büyük farklar yoktur. İkisi de peygamber efendimizin sünnetlerine uygundur.
    Ehl-i Bid’a Mezhebi

    Hz. Muhammed (SAV)’in getirdiği emirleri ve Kuran-ı Kerim’in hükümlerini kendilerine göre yorumlayıp uygulayan kimselerdir. Yani bid’ata giren, sünnet yolundan sapan kişilerdir. Bid’at dinin esaslarına ters düşen her türlü davranış, söz ve düşünce demektir. Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuşlardır;

    “Sözlerin en hayırlısı Allah’ın Kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Ve her sonradan uydurulan şey (bid’at) de delalettir, sapıklıktır.” Ehl-i bid’a mezhebinin kendi arasında birçok kolu vardır.

    • Cebriye: Kurucusu insanda cüzi irade olmadığından seçme şansının verilmediğini savunur.
    • Mu’tezile: Aklın vahiyden daha üstün olduğunu savunanların mezhebidir.
    • Mürcie: İstedikleri kadar günah işleseler bile “La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah” dedikleri an cennete gideceklerine inananların mezhebidir.
    • Haricîlik: Yalnızca ve mutlak suretle Kuran-ı Kerim’den hüküm çıkarmaktır.
    • Şîa: Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde eksik olduğunu iddia eden ve dört büyük halifeden Hz. Ali dışındakileri sevmeyenlerdir.
    • Vehhâbîlik: İngilizlerin ümmeti bölüp, dağıtmak için ortaya çıkardığı bir harekettir.
    Ehl-i Delalet Mezhebi

    Allah’a, peygambere ve ahirete iman konusunda sapkınlığa düşmüş kişilerin mezhebidir. Delalet veya delal doğru yoldan sapma, sapkınlık demektir. Ehl-i Delalet ise Allah’a, peygambere ve ahirete iman konusunda sapkınlığa düşmüş kişilerin mezhebidir. Durzilik ve Bahailik bunlara örnektir. Bahailer kurucularının ilah olduğunu savunur, namazlarını onun öldüğü evin yönüne doğru kılarlar. Hz. Muhammed (SAV) dinde her yeni gelen bilginin bid’at, her bid’atın da delalet olduğunu söylemiştir.

    Bilgihanem.com