1. Ayyıldız Tim forumu Hariç Hiç Bir şekilde Rütbeli Oldugunu İddaa edenlere inanmayınız..⠀ Ayyıldız Tim Adına Sizden Bilgi Belge TC Kimlik Vb Evrak İsteyenlere Asla Bilgilerinizi Vermeyiniz.

Türklerin Tarihi Bölüm-1

'Osmanlı ve Türk Tarihi' forumunda Osmanli_Macunu tarafından 31 Ocak 2021 tarihinde açılan konu

    • Guest
    Katılım:
    16 Ocak 2021
    Mesaj:
    187
    Alınan Beğeniler:
    721

    Özel Mesaj
    Türkler...
    Şüphesiz ki insanlık tarihinin en cesur ve deli dolu milletidir. O kadar farklı ve aykırı bir millettir ki diğer milletler tarafından anlaşılması çok zor olmuştur.
    Diğer yandan Türkler, yine hiç şüphe yok ki kendi içerisinde en fazla birbirini yiyen millettir. Dünya üzerinde hiçbir millet, kendi içerisinde bu kadar çok savaşmamıştır. Ancak yine de yaptıkları savaşların çok az bir kısmını oluşturmasına rağmen insanlığın geri kalanına karşı yaptıkları savaşlar sonucunda yüzlerce devlet ve imparatorluk kurulmuş, yüzlercesi yıkılmış ve sayısız galibiyet kazanılmıştır.
    Türkler, insanlık tarihini baştan başa değiştirmişlerdir. Avrasya kitasında yaşamış olan milletlerin hemen hepsinin tarihine girmeyi başarmış tek bir millet varsa o da Türk milletidir. Öyle ki Türkler olmadan bir insanlık tarihi yazmak mümkün değildir.
    Peki, Türkler neden böyledir?
    Onları diğerlerinden farklı yapan şey nedir?
    Bu sebebini onların genlerinde ve toplumlarını ortaya çıkaran hayat şartlarında aramak gerekiyor.

    Arkeologlar, Türklere ait ilk kalıntıların günümüzden 4 bin yıl önce bugünkü Kazakistan ile Sibirya coğrafyası arasında bulunduğunu tespit ettiler. DNA araştırmacıları ise Türklere has olan gen izlerini günümüzden 12 bin yıl öncesine kadar tespit edebiliyorlar. Bütün bu bilgiler, Türklerin dünyadaki en köklü milletlerden olduğunu bize gösteriyor ancak ne yazık ki Türkler uzun bir müddet boyunca kendi tarihlerini kaydetmemişlerdir ve kayıt tutma geleneği oluşturma konusunda diğer birçok milletin gerisinde kalmışlardır. Bu yüzden Türklerin tarihini daima başka milletlerin kayıtlarından öğrenmek zorunda kalıyoruz.
    Türkler hakkındaki en eski bilgilere Antik Çağ'da yaşamış olan devletlerde rastlıyoruz.
    Milattan önce 1300 yıllarda Antik Yunanlar ve o dönem Mezopotamya yaşayan diğer milletler, Kafkasların kuzeyinde bulunan geniş bozkırlardan "göçebe, okçu ve savaşçı bir kabilenin geldiğini ve bu bölgeyi istila ettiğini yazarlar. Bozkırlardan gelen ve okla savaşan bu göçebe savaşçılar, Kafkas dağlarını aşıp Doğu Ana dolu Bölgesi'ne yerleştiler ve buradaki halklara uzun yıllar boyunca kök söktürdüler.
    Peki, bu göçebe savaşçılar Türk müydü? Bunu nasıl anlarız?

    Birçok tarihçi, o dönemde yaşayan göçebe savaşçıların dillerini, kültürlerini ve yaşam biçimlerini araştırmışlardır. Kültürleri ve yaşam biçimleri kesinlikle bozkırların göçebe yaşam biçimine uygundu ancak dilleri konusunda çok kesin bulgulara rastlanamadi çünkü bu insanlar sürekli göç ettikleri için çok fazla dil konuşuyorlardı ve işin kötü yanı, daha önce bahsettiğimiz gibi hiçbir kayıt tutmuyorlardı. Onların dillerine ait olan ipuçlarını başka milletlerin yazıtlarından zorlukla seçebiliyoruz.
    Son zamanlarda gelişen DNA analiz teknolojileri sayesinde eski mezarlardaki gen örneklerine bakarak bu insanların akrabalık ilişkilerini, soy köklerini rahatça tespit edebiliyor ve hangi irka ait olduklarını çoğunlukla çözebiliriz.
    Birbirine yakın dönemlerde yaşamış olan Kimmerler, Iskitler ve Sarmatyalıların kurganlarında (mezarlarında bulunan DNA kalıntıları analiz edildiğinde gerçekten de bu insanların genlerin de, sadece Ural-Altay irkına, yani Türklere ve akrabalarına has bazı gen izleri tespit edilmiştir.
    Bozkırların göçebe savaşçıları bir araya gelip tek bir güç olduk lan zaman etraflarındaki milletlere her zaman dehşet saçmışlar ancak tarihlerine genel olarak bakarak söyleyebiliriz ki bunu nadiren yapabilmişlerdir. Türklerin ve Türklerin ırkdaşı olan göçebe boz kır savaşçı kabilelerinin tarihleri, büyük çoğunlukla kendi içlerin deki çekişmelerden ibarettir.
    Bu durumu anlamak için bozkırdaki göçebe savaşçıların yaşadığı ortamı ve yaşam biçimlerini çok iyi bilmek gerekiyor.
    Uçsuz bucaksız bozkırda genellikle çadırlarda yaşayan bu ırk; tarım yapmıyor, bunun yerine hayvancılıkla, ticaretle ve savaş ganimetleri ile geçimini sağlıyordu. Tarım yapmadıkları için kala balık nüfusları beslemiyorlar, bu sebeple de geniş coğrafyalara yayılıp küçük aileler ve boylar hâlinde hareket ediyorlardı. Bu da her bir ailenin ve her bir boyun, kendi yaşam kavgasını kendisinin yürütmesi anlamına geliyordu.
    Bozkırın sert iklimi sebebiyle besin kaynakları kısıtlı olduğu için sık sık bu boylar birbirleri ile savaşıyor birbirlerinin elindeki
    zenginlikleri elde etmek için mücadele ediyorlardı. Bu da çok , sert ve acımasız savaşçılar olmayı gerektiriyordu. Aksi hålde ha yatta kalmak mümkün değildi. Bozkır savaşçıları, en b pratiklerini kendi içlerinde yapıyorlar ve sürekli at üzerinde bulundukları için atlı savaş tekniklerini, başka milletlerin hayal dahi edemeyeceği bir düzeyde kullanıyorlardı. büyük savaş
    Normalde okçuluk çok zor bir iştir. Bir sanattır. Sabit hålde duran bir okçunun hareket halindeki bir hedefi vurması çok büyük pratik ve hesaplama ister.
    Bu göçebe savaşçılar ise durumu bir adım öteye götürüp at üstünde kendileri hareket halindeyken hareket hâlinde olan başka hedeflere ok atmayı öğrenmişler ve bu konuda benzersiz håle gelmişlerdi.
    "Atlı okçuluk" bozkırların göçebe irkının en önemli özelliği håline geldi. Binlerce, on binlerce kişilik bir süvari ordusunun yıldırim hızıyla ülkeler aşıp, ani baskınlar yapıp, hareket halindeyken düşmanlarını ok yağmuruna tuttuklarını bir hayal edin. Ne peşine düşüp yakalamak mümkün, ne de dönüp kaçabilmek mümkün.

    Bazen bu boyların arasında yapılan savaşlar sonucunda bir tek boy, diğer bütün bozkır savaşçılarını hükmü altına alıyor ve bir "Bozkır Imparatorluğu" kuruyordu. Bu çok nadiren oluyordu çünkü mevsimsel değişiklikler, ekonomik dalgalanmalar, açlık, kıtlık veya liderlerin ölümünden sonra ortaya çıkan hâkimiyet savaşla n, sürekli olarak boylar arasındaki dengelerin bozulmasına sebep oluyordu.
    Yine de göçebelerin birleşip tek bir bayrak altında toplandığı
    ve tek bir devlet håline dönüştüğü bu dönemler, insanlık tarihinin gidişatına doğrudan etki ediyordu.
    Iskitlerden sonra Hunlara kadar bozkırlarda büyük ve kayıtlara geçmiş bir devlete dair henüz elimizde kesin veriler yok. Sadece, Makedonyalı İskender'in Orta Asya'ya geldiği zaman orada ya sayan halklarla çok çetin mücadeleler içerisine girdiğini ve birbirinden bağımsız boylar hålinde yaşayan bu milletin, Iskender'in ordusuna karşı çok çetin bir direniş sergilediğini biliyoruz. Makedonyalı İskender, Orta Asya'nın verimsiz çorak topraklarında elde edecek bir ganimet olmadığı ve karşısındaki düşman çok çetin gerilla harbi yaptığı için bu savaşı sürdürmeyi anlamsız buldu. Savaşı bir türlü kazanamıyordu ve kazansaydı bile elde edebileceği hiçbir kazanım yoktu. Bu yüzden ordularının yönünü Hindistan'a çevirdi ve bu bölgeye bir daha gelmedi.

    Orta Asya'nın göçebe savaşçılarından en fazla zarar gören millet, hiç şüphesiz Çinlilerdir. Çinliler, Orta Asya'nın göçebe savaşçılarından o kadar çok fazla saldırıya maruz kalmıştır ve bundan o kadar çok canları yanmıştır ki bu göçebeleri durdurmak için dünyanın en büyük inşasını gerçekleştirip Çin Seddi'ni yapmışlardır. Çin Seddi'nin yapımı, neredeyse 100 yıl sürmüştür. Bu, göçebe milletin etraftaki ülkelere ne kadar çok saldırı yaptığını, ne kadar çok can yaktığını ve ne derece inatçı savaşçılar olduğunu anlamamız için çok önemli ve güzel bir örnektir. Aynı şekilde, İran'ın kuzeydoğusunda yaşayan haklarında Orta Asyalı göçebelere karşı setler kurduğunu biliyoruz. Ancak bu setler tarihin hiçbir döneminde göçebe akınlarını durdurma yetmemiştir.
    Hunlara dair ilk tarihi kayıtlar, milattan önce 1200 yıllarına kadar uzansa da Hunların bozkırlardaki göçebeleri bir araya getirip
    tek bir büyük imparatorluk kurması, milattan önce 3. yüzyıla rastlamaktadır. Milattan önce 3. yüzyılda Teoman adında bir yabgu (lider) bütün bozkır kabilelerini tek bir devlet altında toplamayı başardı ve bütün göçebe savaşçıları emri altına aldı.

    Bozkırdaki göçebe kabilelerin tek bir lider altında toplanması, basta Çinliler olmak üzere etrafta bulunan bütün ülkeleri dehşete düşürdü çünkü zaten küçük gruplar hålinde yaşarken bile etraftaki ülkeleri tir tir titretiyorlardı. Bir de üstüne, birleşip tek bir güç olduklarında ortaya çıkarabilecekleri durum hayal dahi edilemezdi. Hunların birliğini bozmak ve bu tehdidi ortadan kaldırmak için özellikle Çinliler hemen çalışmalara başladılar. Hunların arasına ajanlar gönderdiler, önde gelenlerine hediyeler gönderdiler ve iki'lik çıkması için birçok farklı boy liderine rüşvet teklif ettiler. Hatta bizzat Teoman'ın karısı olması için hanedan mensubu Çinli kadın lan hediye olarak gönderdiler. Bu kadınlar, imparatorluğu içerden yıkmak için ellerinden ne geliyorsa yaptılar.

    Çinliler kısmen başarılı da oldular. Teoman'a verdikleri Çinli kadınlar, Teoman'dan bir oğul doğurmuştu. Çinli ajanlar, Teoman'dan sonra devletin başına bu çocuğun geçmesi için ellerin den gelen her şeyi yaptılar. Teoman da bu entrikalara kapılıyordu. Türk bir kadından doğmuş olan diğer oğlu Metehan ise tahtın esas varisiydi. Babasının Çin ajanlarına kandığını, kendisi için umut olmadığını ve devleti Çinli ajanların ele geçirdiğini gören Metehan, silahlı mücadele yolunu seçerek kendi ordusunu toplamaya başladı,

    Yaklaşık 10 bin kişilik, her ne olursa olsun emirlere koşulsuz sartsız itaat eden bir ordu kurdu. Bu ordu, o zamana kadar kurulan ordular arasında bilinen en disiplinli ve katı olanıydı. Metehan'ın çok ilginç bir kişisel özelliğine de değinmeden geçmemeliyiz. Metehan, mucit bir liderdi. Savaşlarda kullanılmak üzere hem hızlı haberleşmenin sağlanması hem de düşmana korku salması için "ıslık çalan ok" icat etti ve savaştan önce yoğun birşekilde bunun talimini yaptırdı. Ayrıca Metehan yepyeni bir ordu sistemi icat ederek "onlu sistemi" hayata geçirdi ve Metehan’ın icat ettiği bu sistem, modern orduların bugün bile vazgeçilmezidir.

    Son derece zeki ve becerikli olduğuna, yaptığı işlere bakarak emin olduğunuz Metehan, kısa sürede toplayıp sıkı bir şekilde eğittiği orduyla babasına karşı bir darbe yaptı ve babasını liderlikten indirdi. Ayrıca babasının Çinli kadınlarını ve onlardan doğan çocukların hepsini öldürdü. Boylar arasındaki birliği yeniden sağladı ve mutlak otoritesini pekiştirdi. Daha sonra Çinlilerle olan hesabıni görmek üzere hazırlıklar yapmaya başladı.

    Metehan’ın kurduğu aşırı disiplinli ordu ve ülkede yönetimi ele alması, o kadar büyük etki yapmıştı ki komşu Çinliler bunu tarihi kayıtlara son derece detaylı bir şekilde geçirdiler. Çinliler çok önceden kendilerine doğru gelen tehlikeyi sezmiş, önlemi almaya çalışmış ancak başarısız olmuşlardı. Üstüne üstlük, bu faaliyetleri ters tepmiş ve daha büyük bir düşmanlığı körüklemişti. Artık boz kar savaşçılarının başında Çinlilere ebediyen düşman olacak bir lider vardi.

    Metehan, babasından yönetimi yeni aldığı sıralarda otorite boşluğunu fırsat bilen bazı komşu devletler, bunu çok büyük bir zayıflık olarak görmüşlerdi ve Metehan'dan toprak talebinde bulundular. Bu, onların hayatının hatası olacaktı.

    Metehan doğrudan kendi håkimiyeti altında bulunan yerler. de birliği sağladıktan sonra etrafındaki bu devletlerle de hesabın görmeye başladı. İlk önce doğuya gitti ve oradaki bütün toprakları kendi bünyesine kattı.

    Ta ki Pasifik okyanusuna kadar...

    Doğudaki işini bitiren Metehan, güneybatıdaki komşuları üzerine de sefere çıktı ve hepsini kendisine boyun eğdirdi.

    Bozkırlarda hâkimiyetini tamamladıktan kısa süre sonra Çin'e karşı şiddetli bir akın başlattı. Yıldırım hızıyla Çin'in kuzey eyaletlerini ele geçirdi. Bugün Çin'in başkenti olan Pekin topraklarından daha güneye indi ve Sarı Irmak'ı geçerek buradaki birçok kaleyi ele geçirdi. Hatta Çin İmparatoru'nun bizzat kendisinin 320 bin kişilik ordusuyla birlikte sıkışıp kaldığı kaleyi çok az bir kuvvetle kuşattı ve imparatoru ölümle burun buruna getirdi. İmparator kuşatmayı yaramayacağını ve Metehan'a karşı galip gelemeyeceğini anladıktan sonra Metehan'ın kendisini bağışlaması karşılığında yüklü miktarda vergi ve toprak teklif etti. Metehan teklifleri kabul ederek aldığı ganimetlerle birlikte kuzeye doğru çekildi.

    Ölmeden önce Metehan'ın Hunları, Asya'nın en büyük ve en güçlü devletiydi.

    Metehan, yüzlerce yıllık bozkır göçebe geleneğini devam ettirse de yine de son derece önemli bir olaya imza attı. Buğünkü "Doğu Türkistan" Uygur topraklarında bulunan bir havzaya, kendisine bağlılık yemini eden insanlardan oluşan yerleşik şehir devletleri kurdurdu.

    Göçebelerin büyük kağanı Metehan, Türkleri ilk defa yerleşik hayata geçiren kişidir. Elbette ki halkın büyük bir çoğunluğu boz kırlarda göçebe olarak yaşamaya devam ediyordu ancak Metehan, burada küçük bir deneme süreci başlatmıştı. Kim bilir, belki de aklında bozkır göçebelerini şehirlerde yaşatmak, nüfuslarını arttırmak ve dünyanın en büyük ve en güçlü yerleşik ülkesini kurmak vardı. Böyle düşünmesi son derece isabetlidir çünkü Metehan her ne kadar son derece sarsılmaz bir otorite kurmuş olsa da bozkırda ki kabilelerin çok kısa bir süre içerisinde tamamen dağılıp gidebileceğini ve en ufak bir siyasi kaos anında koca bir imparatorluğun hiç yokmuşçasına ortadan kalkacağını biliyordu.

    Metehan öldüğünde geriye 14 milyon kilometrekare büyüklü günde bir imparatorluk bıraktı. Mete'nin ölümünden sonra ise çok geçmeden Hunların içerisinde ayrışmalar başladı. Hunlara biat etmiş bazı boylar başkaldırıyor, birçok yerde çatışma çıkıyor ve en önemlisi de Çinli casuslar Hunların kendi içlerinde birbirlerine düşmesi için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Nihayetinde Çinlilerin bu çalışmaları başarılı oldu ve Büyük Hun İmparatorluğu giderek zayıflayarak darmadağın oldu.

    Tarihin bu döneminde Türkler, her zaman olduğu gibi birbirleriyle çekişmeye, birbirlerini yemeye ve birbirlerine üstünlük sağ lamaya çalışmaya devam ettiler ve yıllar böylece geçip gitti.

    Çinlilerin tarihi kayıtlarına göre Hunların soyundan gelen "Aşina Klanı” adı verilen bir grup, bozkır göçebelerini tekrar bir arada toplamaya başladı. "Aşina" adını atalarının bir dişi kurttan türedigine inandıkları için almışlardı ve sembolleri de "bozkurt" idi.
     
    serife_baci1299, Orion-Pax ve Sehirbaz bunu beğendi.
    • Guest
    Katılım:
    16 Ocak 2021
    Mesaj:
    187
    Alınan Beğeniler:
    721

    Özel Mesaj
    Devamı gelecek Komutanlarım ve Devrelerim.
     
    Orion-Pax ve Sehirbaz bunu beğendi.
  1. Sehirbaz Guest

    • Guest
    Katılım:
    21 Eylül 2017
    Mesaj:
    141
    Alınan Beğeniler:
    267

    Özel Mesaj
    Eline sağlık devrem.
     
    Osmanli_Macunu ve Orion-Pax bunu beğendi.
    • Guest
    Katılım:
    22 Kasım 2020
    Mesaj:
    107
    Alınan Beğeniler:
    378

    Özel Mesaj
    Ellerine sağlık Devrem.
     
    Osmanli_Macunu ve flaglover bunu beğendi.
  2. flaglover Guest

    • Guest
    Katılım:
    30 Eylül 2020
    Mesaj:
    401
    Alınan Beğeniler:
    610

    Özel Mesaj
    Eline saglik devre
     
    Osmanli_Macunu bunu beğendi.

Bu Sayfayı Paylaş